Herkesin Bir Hikâyesi Var, Ama Herkes Anlatamıyor

Herkesin bir hikâyesi var.

Kimi bir ömür boyu anlatır, kimi tek bir cümleye sığdırır. Kimi yaşadıklarını kahkahaların arasına saklar, kimi susarak anlatır. Kimi geçmişinden söz ederken gözlerinin içi parlar, kimi aynı geçmişin adını bile anmak istemez.

Çünkü bazı hikâyeler anlatılmak için değil, taşınmak için yazılmış gibidir.

Sokakta yanımızdan geçen insanlara bakıyoruz. Otobüste, metrobüste, kafede, iş yerinde, apartman girişinde… Her birinin yüzünde yalnızca bugününü değil, dününü de taşıdığını çoğu zaman unutuyoruz. Karşımızdaki insan belki büyük bir kaybın ardından hayatına devam ediyor. Belki yıllardır kimseye söylemediği bir kırgınlığı var. Belki gerçekleşmeyen bir hayalin yasını tutuyor. Belki de herkesin “ne kadar güçlü” dediği o insan, geceleri kendi sessizliğiyle baş başa kaldığında bambaşka biri oluyor.

Biz ise çoğu zaman insanları gördüğümüz kadarıyla tanıyoruz.

Gülümsüyorsa mutlu, susuyorsa mesafeli, güçlü görünüyorsa derdi yok sanıyoruz.

Oysa hayat, görünen yüzümüzden çok daha fazlası.

Bazı insanlar susmayı seçmez, susmak zorunda kalır

Herkes konuşamıyor.

Kimi yargılanmaktan korktuğu için susuyor. Kimi anlaşılmayacağını düşündüğü için. Kimi anlattığında yeniden yaşayacağını bildiği için. Kimi de hayatı boyunca “güçlü olmak zorunda” bırakıldığı için…

Bazen insanın söyleyecek çok şeyi vardır ama karşısında gerçekten dinleyecek birini bulamaz.

Dinlemek de başlı başına bir erdemdir çünkü.

Bir insanın hikâyesini dinlemek, ona sadece kulak vermek değildir. Onun acısına, sevincine, korkusuna ve geçmişine bir süreliğine yer açmaktır.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey budur: Birbirimizi düzeltmeye çalışmadan dinlemek.

Her cümlenin sonunda tavsiye vermek zorunda değiliz.

Her acının karşısına “geçer” demek zorunda değiliz.

Bazen yalnızca “Seni anlıyorum” diyebilmek bile yeter.

En çok da görünmeyen hikâyeleri merak etmeliyiz

Hayat bize insanları hızlıca tanımlamayı öğretti.

“İyi insan.”

“Zor insan.”

“Başarılı.”

“Başarısız.”

“Şanslı.”

“Şanssız.”

“Güçlü.”

“Zayıf.”

Oysa hiç kimse tek bir sıfattan ibaret değil.

Başarılı dediğimiz insan belki yıllarca başarısızlıkların içinden geçerek geldi bulunduğu yere. Sessiz dediğimiz insanın içinde koca bir dünya konuşuyor olabilir. Her şeye sahip olduğunu düşündüğümüz birinin, kimseye anlatamadığı büyük bir eksikliği olabilir.

İnsan, görünenin çok daha ötesidir.

Bir annenin hikâyesi vardır mesela. Çocukları büyürken kendi hayallerinden vazgeçtiği yıllar…

Bir babanın hikâyesi vardır. Kimse görmeden taşıdığı sorumluluklar, söyleyemediği korkular…

Bir gencin hikâyesi vardır. Geleceğe dair kaygıları, kendini bulma çabası, kimseye anlatamadığı yenilgileri…

Bir yaşlının hikâyesi vardır. Bir zamanlar genç olan, seven, çalışan, kaybeden, yeniden başlayan bir insanın hikâyesi…

Ve belki bütün bu hikâyelerin ortak bir tarafı vardır:

Hepimiz anlaşılmak istiyoruz.

İnsanların hayatına biraz daha yavaş bakmalı

Belki de çağımızın en büyük problemi, birbirimize bakacak kadar zamanımızın olup birbirimizi görecek kadar sabrımızın olmaması.

Bir fotoğrafa birkaç saniye bakıyoruz.

Bir haberi birkaç dakika içinde tüketiyoruz.

Bir insanı ise birkaç davranışından yola çıkarak yıllarca yargılayabiliyoruz.

Oysa bir insanı tanımak zaman ister.

Onun neden sustuğunu, neden uzaklaştığını, neden bazı konularda hassas olduğunu, neden bazen sebepsiz yere güldüğünü anlamak için hikâyesini bilmek gerekir.

Hikâyesini bilmeden hüküm vermek kolaydır.

Hikâyesini öğrendiğinizde ise insanın karmaşıklığını fark edersiniz.

Belki o zaman biraz daha merhametli oluruz.

Her hikâyenin anlatılacağı bir zaman vardır

Elbette herkes hikâyesini anlatmak zorunda değil.

Bazı yaralar sessizlikte iyileşir.

Bazı anılar insanın kendisine aittir.

Bazı sırlar anlatılmadan da bir ömür taşınabilir.

Ama anlatmak isteyenlerin önüne duvar örmemek gerekir.

“Boş ver.”

“Abartıyorsun.”

“Bunda üzülecek ne var?”

“Sen de çok takıyorsun.”

Bu cümleler bazen bir insanın anlatmaya çalıştığı son kapıyı da kapatabilir.

Oysa bazen bir insanın ihtiyacı olan tek şey, hikâyesinin küçümsenmeden dinlenmesidir.

Çünkü herkesin acısı kendine göre büyüktür.

Herkesin mutluluğu da kendine göre özeldir.

Ve hiçbir hayat, dışarıdan göründüğü kadar basit değildir.

Son söz

Belki yarın yanımızdan yine yüzlerce insan geçecek.

Kimisinin yüzünde yorgunluk, kimisinin gözlerinde umut, kimisinin adımlarında telaş olacak.

Ve biz onların hiçbir şeyini bilmeden yollarımıza devam edeceğiz.

Oysa her birinin içinde anlatılmayı bekleyen bir hayat var.

Kimi anlatacak cesareti bulmuş, kimi hâlâ doğru insanı bekliyor.

Kimi konuşarak iyileşiyor, kimi susarak.

Bu yüzden birbirimize bakarken biraz daha dikkatli, biraz daha sabırlı, biraz daha merhametli olalım.

Çünkü bazen karşımızdaki insanın ihtiyacı olan şey büyük bir çözüm değildir.

Sadece gerçekten dinleyen bir çift kulaktır.

Unutmayalım:

Herkesin bir hikâyesi var.

Ama herkes anlatamıyor.

Belki de bize düşen, anlatamadıkları hikâyeleri zorla ortaya çıkarmak değil; bir gün anlatmak isterlerse, onları dinleyecek kadar insan kalabilmek.

Semra Demir Haber Balinası

Yazar

  • Semra Demir, gazetecilik öğrencisi ve köşe yazarıdır. Güncel gelişmeleri, toplumsal olayları ve insan hikâyelerini farklı bakış açılarıyla ele almaktadır. Kültür, toplum ve gündeme ilişkin değerlendirmelerini özgün bir anlatımla okurlarıyla buluşturmaktadır. Haber Balinası bünyesinde köşe yazıları kaleme almaktadır.

Next Post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önerilen Haberler

Takip Edin

Kategoriler

Konular