Malum sosyal medya platformunda kült olmuş bir yazı vardı:
“Antepli ev arkadaşım fıstığı sadece Ronaldinho’lu Barcelona maçlarında zuladan çıkarırdı. Ronaldinho öyle bir topçuydu.”
İşte o yazıdaki Antepli ev arkadaşı benim!
Futbol değişiyor. Bunu her geçen gün daha fazla hissediyoruz.
2000’li yılların başını hatırlıyorum. Zidane’ın topu ayağına aldığında oyunun bir anda değişmesi, Ronaldinho’nun rakibini adeta eğlendirerek geçmesi, Ronaldo’nun hız ve tekniğiyle savunmaları çaresiz bırakması, Rivaldo’nun uzaktan attığı o muhteşem goller…
O yıllarda sahada yalnızca futbolcular değil, karakterler vardı.
Bugün ise futbol çok daha disiplinli. Taktik anlayışlar, pres sistemleri, fiziksel performans, veri analizleri ve oyun planları artık futbolun vazgeçilmez parçaları. Takımlar birbirine daha fazla benziyor, futbolcuların sahadaki görevleri daha net çiziliyor.
Peki bunun karşılığında ne kaybettik?
Belki de futbolun en güzel taraflarından biri olan doğaçlamayı ve bireysel yeteneği…
Eskiden bir futbolcunun topu ayağına alması, tribünlerin heyecanlanması için yeterliydi. “Şimdi ne yapacak?” sorusu futbolun en güzel sorularından biriydi. Bugün de büyük yıldızlar var. Ancak futbolun genel yapısı, bireysel yeteneğin önüne daha fazla geçiyor.
Belki futbolun değişmesi kaçınılmaz. Belki de değişen sadece bizim futbola bakışımız.
Ama benim özlediğim bir şey var:
Top ayağına geldiğinde herkesi ayağa kaldıran o futbolcular…
İşte ben biraz da o futbolu konuşmak için buradayım.






