Bir Hayvanın Yasını Tutmak Neden Hâlâ Küçümseniyor?

“Sonuçta bir hayvandı.”

Bir hayvanını kaybeden birinin duyabileceği en kısa ama belki de en ağır cümlelerden biri bu.

Söyleyen kişi için teselli niteliği taşıyabilir. Hayatın devam ettiğini, yerine başka bir hayvanın gelebileceğini anlatmaya çalışıyor olabilir. Fakat kaybeden kişi için mesele hiçbir zaman “bir hayvan” değildir.

Çünkü yas, kaybettiğimiz canlının hangi türe ait olduğuyla değil, onunla nasıl bir bağ kurduğumuzla ilgilidir.

Evdeki bir hayvandan daha fazlası

Bir hayvanla yıllarca aynı evi paylaşmak, yalnızca onun mama ve su ihtiyacını karşılamak anlamına gelmez.

Sabah uyandığınızda sizi karşılayan bir yüz vardır. Eve geldiğinizde duyduğunuz bir ses, geceleri yatağın belirli bir köşesinde oluşan ağırlık, evin içinde ezberlediğiniz küçük ayak sesleri…

Zamanla bunların hiçbiri özellikle fark edilmez. Çünkü gündelik hayatın bir parçasına dönüşürler.

Ta ki bir gün olmayana kadar.

Kaybın ardından insan yalnızca sevdiği bir canlıyı değil, onunla birlikte oluşturduğu günlük hayatın bir bölümünü de kaybeder. Mama kabının olduğu yer boş kalır. Kapıyı açtığınızda sizi karşılayan olmaz. Yıllardır otomatikleşmiş bir hareketi yapacakken artık gerek olmadığını hatırlarsınız.

Belki de hayvan kaybının en ağır taraflarından biri tam olarak budur: Yokluk, evin her köşesine dağılır.

Bazı yasların toplumda yeri yok

Bir yakınımızı kaybettiğimizde üzülmemiz beklenir. Çevremiz başsağlığı diler, bize zaman tanır ve bir süre iyi olmamamızı normal karşılar.

Bir hayvan kaybında ise aynı anlayış her zaman görülmez.

“Yenisini alırsın.”

“En azından uzun yaşadı.”

“Bu kadar üzülme.”

Hatta bazen kişinin birkaç gün sonra hâlâ ağlıyor olması bile fazla bulunabilir.

Oysa psikolojide, çevre tarafından yeterince tanınmayan veya meşru görülmeyen kayıpların yarattığı yas için “disenfranchised grief”, yani kabaca tanınmayan yas kavramı kullanılıyor. Evcil hayvan kaybı da bunun görülebildiği durumlardan biri.

Acı gerçektir fakat çevrenin o acıya verdiği alan küçüktür.

“Başka bir tane alırsın” neden teselli etmiyor?

Belki de hayvanlarla kurduğumuz bağ konusunda yaptığımız en büyük hatalardan biri onları birbirlerinin yerine geçebilecek canlılar gibi düşünmek.

Yeni bir kedi sahiplenmek, kaybedilen kedinin geri gelmesi değildir. Yeni bir köpeği sevmek de öncekini daha az sevdiğimiz anlamına gelmez.

Çünkü sevginin matematiği böyle çalışmaz.

Bir hayvanın karakterini; bakışını, korkularını, alışkanlıklarını, sevdiği uyuma yerini, çıkardığı sesleri zaman içinde öğreniriz. İlişki tam da bu küçük ayrıntıların içinde kurulur.

Bu nedenle kaybın ardından eksilen şey “evde bir hayvan bulunması” değildir.

Belirli bir canlının varlığıdır.

Ve onun alternatifi yoktur.

Veteriner kliniğinin diğer tarafı

Veteriner hekimliği çoğu zaman hayvanları iyileştirmek üzerinden düşünülür. Fakat bu mesleğin bir başka yüzünde, bazen iyileştirmenin mümkün olmadığı anlar da vardır.

O anlarda yalnızca bir hasta ve sahibi yoktur.

Yıllarca birlikte yaşamış iki canlının vedası vardır.

Bu nedenle hayvan kaybını anlamak, veteriner hekimlik açısından da yalnızca tıbbi bir mesele değildir. Karşımızdaki insanın kaybettiği şeyin onun hayatında ne anlama geldiğini görebilmek de bu sürecin bir parçasıdır.

Yasın büyüklüğünü kim belirliyor?

Belki de sormamız gereken soru “Bir hayvan için bu kadar üzülünür mü?” değildir.

Asıl soru şudur:

Bir başkasının kurduğu bağın ne kadar değerli olduğuna kim karar verebilir?

Bir insan için birkaç yıl, başka biri için hayatının önemli bir dönemine eşlik eden bir dostluk olabilir. Bir hayvan, birinin çocukluğundan yetişkinliğine uzanan yılların tanığı olabilir. Başka biri için yalnız yaşadığı bir evdeki tek arkadaş, bir başkası için ailesinin ayrılmaz parçasıdır.

Bütün bunların ardından gelen acıyı “sadece bir hayvandı” diyerek küçültmek, aslında kaybedilen canlıdan çok, geride kalan insanın onunla kurduğu bağı görmezden gelmektir.

Bir gün çevremizde hayvanını kaybeden biri olduğunda belki doğru cümleyi bulmak zorunda değiliz.

“Yenisini alırsın” demek zorunda da değiliz.

Bazen yalnızca,

“Onu ne kadar sevdiğini biliyorum.”

Demek yeterlidir.

Çünkü bazı kayıpların çözülmeye değil, tanınmaya ihtiyacı vardır.

Dilan Asal

Yazar

  • Dilan Asal, veteriner hekimliği öğrencisi, yazar ve içerik üreticisidir. Psikoloji, gençlik kültürü, dijital yaşam ve insan-hayvan ilişkileri üzerine yazılar üretmektedir. Yazılarında gündelik yaşamın içinden konuları psikoloji ve toplumsal gözlemle bir araya getirmeyi amaçlar. Sanat ve podcast alanlarında da üretimlerini sürdürmektedir

Next Post

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Önerilen Haberler

Takip Edin

Kategoriler

Konular