Semra Demir
İnsanları tanıdığımızı düşünürüz. Birlikte geçirilen zamanın, paylaşılan sırların, yaşanan kırgınlıkların ve edilen sohbetlerin bizi karşımızdaki insan hakkında yeterince bilgi sahibi yaptığına inanırız.
Ta ki bir gün, hiç beklemediğimiz bir davranışla karşılaşana kadar…
O an zihnimizde aynı soru belirir:
“Ben bu insanı gerçekten tanıyor muydum, yoksa bana gösterdiği yüzü mü tanıyordum?”
Belki de insan ilişkilerinin en zor sorularından biri tam burada başlıyor: İnsan gerçekten değişir mi, yoksa zamanı geldiğinde yalnızca maskesini mi çıkarır?
İnsan değişir. Ama her değişim gerçek bir dönüşüm değildir.
İnsan yaşadıklarından etkilenir. Acı, kayıp, aşk, hayal kırıklığı, sorumluluk ve zaman; hepimizde iz bırakır.
Yirmi yaşında önem verdiğimiz bir şey, kırk yaşında anlamsız gelebilir. Dün tahammül edemediğimiz bir durumu bugün anlayışla karşılayabiliriz. Dün kaçtığımız sorumluluğu bugün sahiplenebiliriz.
Bu anlamda insan değişir.
Ancak davranış değişikliği ile karakter değişimini birbirine karıştırmamak gerekir.
Öfkelenen bir insan öfkesini kontrol etmeyi öğrenebilir. Güvenmekte zorlanan biri sağlıklı bir ilişki içerisinde kendini açmayı öğrenebilir. Hatalarının sorumluluğunu almayan biri zamanla bunun farkına varabilir.
Çünkü gerçek değişim, “Ben değiştim” demekle değil, aynı durum karşısında artık farklı davranabilmekle ortaya çıkar.
Peki ya maskeler?
Hepimizin maskeleri var.
İş yerinde başka, ailemizin yanında başka, dostlarımızla başka, sevdiğimiz insanın yanında başka bir yönümüz ortaya çıkabiliyor.
Bu durum her zaman sahtekârlık anlamına gelmez.
Hayatın içinde hepimiz farklı roller üstleniyoruz.
Asıl mesele, taktığımız maskenin arkasında kendimizi tamamen kaybedip kaybetmediğimiz.
Bazen “Ben kimseye ihtiyaç duymam” diyen insanın aslında en büyük korkusu terk edilmektir.
Bazen “Hiç kıskanmam” diyen insan, kaybetme korkusunu gizliyordur.
Bazen son derece güçlü görünen kişinin içinde, kimseye göstermek istemediği kırılgan bir taraf vardır.
İşte bu nedenle, bir insanın maskesini çıkarması her zaman onun “gerçek yüzünün” kötü olduğu anlamına gelmez.
Bazen maske, insanın kendisini koruma biçimidir.
İnsan en çok ne zaman kendini gösterir?
Birini tanımak istiyorsanız yalnızca size nasıl davrandığına bakmayın.
İstediğini elde edemediğinde nasıl davrandığına bakın.
Eleştirildiğinde…
Reddedildiğinde…
Kıskandığında…
Kaybettiğinde…
Haksız olduğunu kabul etmesi gerektiğinde…
Ve en önemlisi, karşısındaki insandan artık hiçbir çıkarı kalmadığında…
Çünkü karakter yalnızca güzel günlerde ortaya çıkmaz.
İnsanın gerçek sınırları, hayat istediği gibi gitmediğinde görünür.
Bir insanın size sevgi dolu davranması elbette değerlidir. Fakat asıl soru şudur:
Size kızdığında da saygısını koruyabiliyor mu?
İşte karakter ile anlık davranış arasındaki fark burada başlar.
“Asıl yüzünü gördüm” demek her zaman doğru mu?
Bir insanın kötü bir davranışına tanık olduğumuzda hemen “Demek ki gerçek yüzü buymuş” diyebiliriz.
Fakat insan bundan daha karmaşıktır.
Hepimiz hata yapabiliriz. Hepimiz kötü bir gün geçirebilir, yanlış karar verebilir, korkularımızın etkisiyle yanlış davranabiliriz.
Bir hata insanın tamamı değildir.
Ama aynı hata tekrar tekrar yapılıyorsa, sorumluluk sürekli başkasına atılıyorsa ve davranış değişmiyorsa artık yalnızca “bir hata” demek de mümkün değildir.
Burada sözlerden çok davranışların sürekliliğine bakmak gerekir.
Çünkü özür önemlidir.
Ama özürden sonra gelen davranış değişikliği daha önemlidir.
Gerçek değişimin en büyük kanıtı: Zaman
Bir insan gerçekten değiştiyse bunu ispatlamak için sürekli konuşmak zorunda değildir.
Zaman zaten gösterir.
Dün yaptığı hatayı bugün tekrarlamıyorsa…
Kendisini haklı çıkarmak yerine sorumluluk alıyorsa…
Kimse görmediğinde de aynı değerleri koruyorsa…
“Ben böyleyim” demek yerine “Ben böyle davranıyorum ve bunu değiştirebilirim” diyebiliyorsa…
orada gerçek bir dönüşümden söz etmek mümkün olabilir.
Çünkü değişim, bir gecede ilan edilen bir karar değil; zaman içerisinde tekrarlanan seçimlerdir.
Belki de bazen değişen karşımızdaki insan değil, biziz
Bütün bunların belki de en çarpıcı tarafı şu:
Bazen karşımızdaki insan değişmemiştir.
Biz değişmişizdir.
Bir zamanlar aşkımızdan görmediğimiz kusurları artık görüyoruzdur.
Bir zamanlar tolere ettiğimiz davranış artık bize ağır geliyordur.
Bir zamanlar “olsun” dediğimiz şey için bugün “hayır” diyebiliyoruzdur.
Yani bazen maskeyi çıkaran karşımızdaki değil, bizim gözlerimizdir.
İnsan büyüdükçe yalnızca başkalarını değil, kendisini de daha iyi tanımaya başlıyor.
Son söz
İnsan değişir mi?
Evet.
Ama bazen değişmez; yalnızca sakladığı tarafını gösterir.
Bazen de değişen kişi değildir; bizim onu algılama biçimimizdir.
Belki bu yüzden insanları tek bir davranışla, tek bir hatayla ya da geçmişteki halleriyle tanımlamak yerine, zaman içerisindeki seçimlerine bakmak gerekir.
Çünkü insan yalnızca söylediklerinden ibaret değildir.
Ne olduğumuzu biraz da öfkelendiğimizde, kaybettiğimizde, reddedildiğimizde ve kimse bizi izlemiyorken yaptığımız seçimler anlatır.
Ve belki de bu sorunun en dürüst cevabı şudur:
İnsan bazen maskesini çıkarır, bazen gerçekten değişir. Fakat hangisinin gerçekleştiğini sözler değil, zaman gösterir.
Çünkü insanın en gerçek hali, ne geçmişindedir ne de taktığı maskede.
İnsanın en gerçek hali, her gün yeniden yaptığı seçimlerdedir
Semra Demir Haber Balinası Köşe Yazarı






