Büyük takımların sezonun ilk haftalarında sergilediği geri ve yan pas ağırlıklı oyun, futbolun gelişimi mi yoksa topu kaybetme korkusunun sonucu mu?

Türk futbolunda yeni sezonun başlamasıyla birlikte sahada yalnızca yeni transferleri, yeni teknik direktörleri ve yeni taktikleri izlemiyoruz. Aynı zamanda futbolun nereye doğru evrildiğine ilişkin önemli bir tartışmanın da yeniden başladığına tanık oluyoruz.

İlk haftalarda özellikle büyük takımların oyunlarında dikkat çeken bir görüntü var: Top takımda, ancak oyun rakip kaleye doğru ilerlemiyor.

Stoperler birbirine pas veriyor. Bekler topu alıp yeniden geriye dönüyor. Orta saha oyuncusu topu istiyor, ancak ilk tercihi ileriye oynamak yerine güvenli bölgedeki arkadaşına dönmek oluyor. Kaleci yeniden oyunun içine giriyor ve birkaç saniye önce başlayan pas trafiği başa dönüyor.

Sonra aynı döngü yeniden başlıyor.

Elbette geri pasın veya yan pasın kendisi yanlış değil. Modern futbolda rakibin presini kırmak, takımın yerleşmesini sağlamak, savunma hattını açmak ve uygun hücum koridorunu oluşturmak için topun geriye taşınması son derece doğal.

Sorun pasın yönünde değil, amacında.

Eğer geri pas rakibi üzerine çekip arkasındaki boşluğu kullanmak için yapılıyorsa bu bir oyun planıdır. Fakat takımın ileriye oynama cesareti olmadığı için yapılıyorsa, o zaman karşımızda başka bir tablo vardır.

Topa sahip olmak oyunun kendisi değildir

Futbolun son yıllardaki en büyük yanılgılarından biri, topa sahip olma oranının iyi futbolun doğrudan göstergesi olarak görülmesi.

Oysa yüzde 65 topla oynayan bir takımın rakip kaleye yeterince gidememesi mümkündür. Buna karşılık yüzde 40-45 oranında topa sahip olan bir takım, dikine paslarla, hızlı geçişlerle ve rakip savunmanın arkasına yaptığı koşularla çok daha etkili olabilir.

Burada sorulması gereken soru basit:

Top sizdeyken ne yapıyorsunuz?

Topu korumak mı?

Yoksa topu kullanmak mı?

İkisi aynı şey değil.

Topu sürekli ayağında tutan ancak rakibin savunma dengesini bozamayan takım, aslında oyunun kontrolünü tamamen elinde tutuyor olmayabilir. Bazen topun kontrolü sizde görünürken oyunun kontrolü rakibinizdedir.

Çünkü rakip, sizin nereye ve nasıl pas vereceğinizi biliyorsa savunma yapmak zorunda kalmadan sizi kendi istediği bölgelerde oynatabilir.

Büyük takım olmanın bir bedeli vardır

Büyük takımların önündeki temel sorunlardan biri de burada ortaya çıkıyor.

Şampiyonluk hedefleyen bir takımın rakiplerinin önemli bölümü, maçın belirli bölümlerinde savunmaya çekilecektir. Böyle bir ortamda sürekli güvenli pas aramak, rakibin istediği savunma düzenini bozmayı zorlaştırır.

Büyük takımın cesareti burada ölçülür.

Stoper topu aldığında önündeki orta saha oyuncusunu bulabilecek mi?

Orta saha oyuncusu topu aldığında yüzünü rakip kaleye dönebilecek mi?

Kanat oyuncusu bire birde rakibini geçmeyi deneyecek mi?

Forvet savunma arkasına koşu atacak mı?

Yoksa bütün takım, hata yapmamak adına topu yeniden başladığı noktaya mı gönderecek?

İşte “topa sahip olmak” ile “oyuna sahip olmak” arasındaki fark tam olarak burada ortaya çıkıyor.

Futbol hatasız oynanan bir oyun değildir

Belki de bugünün futbolunda en çok kaybettiğimiz şeylerden biri bu: hata yapma cesareti.

İleriye oynanan her pasın başarıyla sonuçlanması mümkün değildir. Her dikine pas rakibin savunmasını geçmez. Her bire bir girişimi olumlu sonuçlanmaz.

Ancak hücum futbolunun doğasında risk vardır.

Bir takım sürekli olarak top kaybetmemeyi öncelik hâline getirirse, zaman içerisinde hücum üretme kapasitesini de sınırlayabilir.

Futbolcu topu kaybetmekten korktuğu anda güvenli pası seçer.

Güvenli pas çoğaldıkça dikine oyun azalır.

Dikine oyun azaldıkça rakibin savunma hattı rahatlar.

Rakip rahatladıkça hücum etmek zorlaşır.

Sonunda ortaya ilginç bir tablo çıkar:

Takım topa sahiptir ama rakip tehlike altında değildir.

İşte buna futbolun gelişimi demek bana göre doğru değildir.

Bu, futbolun bazı prensiplerinin fazla mekanik uygulanmasıdır.

Peki çözüm nedir?

Çözüm daha az pas yapmak da değildir.

Tam tersine, mesele doğru pası doğru zamanda yapmak.

Geri pas yapılacaksa rakip öne çekilmeli.

Yan pas yapılacaksa başka bir bölgede boşluk oluşturulmalı.

Dikine pas atılacaksa o pası alacak oyuncunun hareketi önceden planlanmalı.

Ve en önemlisi, takımın bütün pas trafiğinin bir amacı olmalı:

Rakip kaleye yaklaşmak.

Çünkü futbol bir pas yarışması değildir.

Futbol, rakibin kalesine ulaşma oyunudur.

Sezonun henüz başındayız. Dolayısıyla ilk haftalarda gördüğümüz görüntüleri kesin bir hükme dönüştürmek için erken. Yeni transferlerin takıma uyumu, fiziksel hazırlık, teknik direktörlerin oyun planlarını oturtma süreci ve sezonun yoğunluğu zaman içerisinde tabloyu değiştirebilir.

Ancak şimdiden sorulması gereken önemli bir soru var:

Futbol gerçekten daha mı akıllı oynanıyor, yoksa oyuncular hata yapmamak adına oyunu fazla mı güvenli oynuyor?

Belki de futbolun yeni tartışması artık “Kim daha fazla topa sahip?” sorusu olmamalı.

Asıl soru şu olmalı:

“Kim topa sahip olduğunda oyunu rakibine kabul ettirebiliyor?”

Çünkü topa sahip olmak istatistik olabilir; oyuna sahip olmak ise futbolun kendisidir.

Haber Balinası Spor Servisi

Yazar